2008-08-28

Even Though...


Yine otobus yolculugu... Allah'tan kisa sureninden. Minubusten bozma otobusun arka beslisinde yer buluyorum kendime, nasil olsa en fazla yarim saat surecek. Yanima, otuzlu yaslarinin ikinci yarisinda, iki cocuklu- cocuklarin yaslari cok yakin birbirine- bir kadin oturur. Cocuklar surekli soru soran cinsinden. "Anne, su agac kac yasinda?" "Anne, bu otobus arka arka gitse nolur? " ... Ardarda soru bombandirmani annenin yanibasinda... Aradan kisa bir sure gecer. Nispeten daha kucuk cocuk annesine doner; elinde, muhtemelen annenin cocuklari kendinden bi kac saatligine de olsa uzaklastiracagini dusundugu orta boy su tabancasi vardir. Tabancasinin her kosesini inceleyerek, "Anne" der. "Silahim da var, bana bir de uzay gemisi alalim, onunla daha hizli evimize gideriz". Ve annesi, cocuga doner: "Naapacaksin uzay gemisini, sanki daha bisikletin var"


Kissadan Hisse: Hayalgucunu torpuleyen, adeta yok eden ebeveynlere HAYIR!
Not: DeviantJesus, Rejkjavik'ten bildirdi.

2 comments:

si-men said...

bir blog yazısı uzunluğunda olabilecek bir yoruma hazırlan şimdi. geçen gün Ankara'ya dönüyorduk araba ile, sevgili babam ve ben. Erkeklerin tuvalet ihtiyacı kadınlara nazaran azdır, ben sık sık mola vermek isterken babam ankaraya kadar molasız gelse olurdu 8 saatlik yolu. derken yine bir mola esnasında petrol ofisinin lavabosunu kullanma ihtiyacı duydum. babam benzin aldı, etti. ben hala sıra bekliyordum tek kişilik tuvalette. derken kapı açıldı içeri bir kadın ve 8-10 yaşlarında kız çocuğu girdi. kadın ellerini yıkamak için lavaboya yanaştı, köpük gelince panikledi. bu ne dedi, kızı da köpük annecim dedi. kadın bağırdı boş yere, sanki ben bilmiyorum. ben senin annenim sen mi öğreteceksin bana ne olduğunu gibilerinden. derken fotoselli musluğu keşfedemedi, musluk yok burda diye kendi kendine söylenirken kızı, anne elini tut altında, şu kırmızı yere doğru. kendiliğinden akar dedi. kadın yine bağırdı, biliyoruz herhalde, senden mi öğrenicem dedi. derken kadın ellerini kurulamak üzere kağıt havlu almak istedi, ama beceremedi. kız bu sefer suratını astı, üzülmüştü tanımadığı birinin yanında azarı işittiği için. bense tuvalet sırasında ona gülümsüyordum sadece. derken annesi "elimi kurulamam için kağıt havlu ver" dedi, kız sadece makineyi işaret etti eliyle. annesi bu sefer yine bağırdı, ne o bildiklerini annenden mi saklıyorsun diyerek. yaka paça kızı dışarı çıkarırken anlamsız yere hırpalayıp ben hala tuvalet sırası bekliyordum. derken içerden bir kadın çıktı, kapalı. 50lerinde veya 60larındadır. sanki ben hayaletmişim gibi lavaboya geldi,abdest aldı. ayaklarını lavabonun içine soktu. sular yere aktı, ayağındaki terlikler ıslandı. beyaz fayanslar sırılsıklam oldu, ah bir de çamur izleri tabii. tam 45 dakika tuvalet sırası bekledikten ve bu kadını gözlemledikten sonra tuvaletin kullanılmaz halde olduğunu öğrendim, dahası biraz önce kızını hırpalayan kadının annesi olduğunu öğrendim. insanlardan bir kere daha nefret ettim. bu saçma sapan hikayemi burdan paylaştığım için bağışla, ama bilinçsiz insanların çocuk sahibi olmasından nefret ediyorum. Bir lüks olmalı çocuk sahibi olmak, özel bir hak. Herkes çocuk getirmemeli bu dünyaya...

deviantjesus said...

cok fenaymis :) ben de ayni seyleri hissettigim ve dusundugum icin tasidim bu hikayeyi bloga. bu uzun yorum icin tesekkur ederim. Ozunde ayni ana fikri veren, gunluk hayat sahneleri yasamisiz. son cumlelerinin hakliligi konusunda hicbir sey demiyorum, noktayi koymussun :)